Alışveriş Sepeti (0)

Köşe Bucak Dünya Dergisi

 

On soruya 10 cevap verdik.

Eylül-Ekim 2021

Meddah

 

1. Osman Bozdemir kimdir? Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Gonyalıyım. (Gülüyor) Selçuk Üniversitesi 2001 Beden Eğitimi Bölümü mezunuyum. Yenice bir üniversite daha bitirdim. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklam Lisans mezunuyum. Siz sormadan ben söyleyeyim. Özel okullarda öğretmenlik yapmadan önce ve yaptıktan sonra uzun bir süre gazetecilik yaptığım için, hem günümüz şartlarını göz önüne alınca hem de yaptığımız işler nedeniyle bu bölümü okumak gerekiyordu. Evliyim. Bir oğlan, iki kız üç çocuğum var. Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde öğretim görevlisiyim. Çocuklar ileri derecede ilgi alanım.Yarışmacı arkadaşlara başarı dilemek isterim ama benim yaptığım işi yapan pek kimse yok.

 

2. Neden yok hocam?

Çocuklarla ilgilenen çok kişi var, çok kurum var ama benim gibi ilgilenen benim bakış açımla olaylara bakan neredeyse yok. Herkes ürün pazarlamak için çocuklara ulaşmaya çalışıyor. Samimi olanları tenzih ediyorum ama kötü niyetli olanlarda var. Konuşuruz belki onları da dijital oyunlarla çocukların beyinlerini ele geçiren ülkesine ihanet etme noktasına getiren aracı yayınlar var.

 

3. Peki. Sizin yaptıklarınızla başlayalım. Meddahlık nedir? Çocuklarda karşılığı var mı? İlgi görüyor musunuz? Kısaca tarihinden bahseder misiniz?

Televizyonlarda kavuk devir haberlerini görüyorsunuz. Usta tiyatrocular bir sonraki nesil oyuncuya ustalığını devrediyor. Osmanlı döneminde bu iş başlamış gibi algılanıyor ama çok öncesi de var. Peygamberimizin döneminde de farklı söz sanatlarında mahir ustalar vardı önemli insanları öven. Nitekim peygamberimiz de Kâ’b bin Mâlik tarafından övülmüştür naatlarıyla. Osmanlıda sultanlar saraylarda meddahlar görevlendirirdi. Meddahlar söz ustası olmasının yanısıra bilgili ve danışman kişilerdir. Osmanlı’da zirvesini yaşayan meddahlık Cumhuriyet’le birlikte eski şöhretine bir türlü kavuşamamıştır. Bugün pekçok meslek usta-çırak ilişkisinin yok olmasıyla neredeyse yok olmak üzeredir. Bundan tabiki meddahlıkta nasibini almıştır.

 

Osmanlıda sultanlar saraylarda meddahlar görevlendirirdi. Meddahlar söz ustası olmasının yanısıra bilgili ve danışman kişilerdir. Osmanlı’da zirvesini yaşayan meddahlık Cumhuriyet’le birlikte eski şöhretine bir türlü kavuşamamıştır.

 

4. Siz Meddahlığa nasıl ilgi duydunuz? Okul okudunuz mu? Tiyatro mezunu değilsiniz. Ne kadar süredir yapıyorsunuz?

Türkiye’de garip bir durum var. Başarılı olan insanlara bakıyorsunuz hepsinin okuduğu üniversiteyla yaptığı iş arasında hiç alaka yok. Sebebini araştırınca severek yaptığı hobileri olduğunu görüyorsunuz. Ben bir yıl süreyle tiyatro ve drama eğitimi almıştım. Bu işlerde şansınız yaver gidecek diye bir şey yok. Çok çalışmanız gerekiyor ama öğretmenlik ve çocuklarla ilgilenmiş olmak benim şansımdı. Bir de insanlar size bakınca gülümsüyorsa rahatça iletişim kuruyorlarsa ilk aşamadaki engelleri aşmış oluyorsunuz. Bir Çin atasözünden bahsederler ya “gülmeyi bilmiyorsan dükkan açma”. Gülüyorsan güldürebilirsin de. Öğretmenlikte benim için meddahlık sayılır. 20 yıldır sanıyorum meddahlık yapıyorum.

 

Tek rakibim tabletlerdeki ve telefonlardaki dijital oyunlar. Bunlar aslanda annelerin ve babalarında rakibi. Pandemi öncesi yüz yüze çok oyun oynadık. Pandemi sürecinde ise uzaktan oynamanın hiç tadı olmadığını görmüş olduk.

 

5. Modern diye adlandırdığımız bu dönemde meddahlık sanatını icra etmek sizin için zor mu ? Ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

Tek rakibim tabletlerdeki ve telefonlardaki dijital oyunlar. Bunlar aslanda annelerin ve babalarında rakibi. Pandemi öncesi yüz yüze çok oyun oynadık. Pandemi sürecinde ise uzaktan oynamanın hiç tadı olmadığını görmüş olduk. Şimdi yeniden oynayınca daha iyi anlıyorsunuz sokağa çıkıp oynamanın kıymetini. Umarım bu süreçte çocuklar da, anneler de babalar da sokağın kıymetini anlamıştır.

 

Şimdi Z kuşağı diye çocukları adlandırıyoruz ama ben buna da itiraz ediyorum. Bazı çocuklar bunu ayrıcalık gibi de algılayabilir. Telefona tablete yani dijital dünyaya teslim olmuş yığınla çocuk var. Sadece meddahlık değil diğer bütün değerlerimiz yok oluyor. Eğlence kültürüne önem veren bu yeni nesil kuşağa ulaşmanın en kolay yolu masal, oyun, drama. Yani meddahlık, tiyatro, film. Yemek yerken bile çocuklar oyun istiyor. Meslektaşlarımızın işine karışmak gibi olmasın ama sanırım bu herşeyi oyunlaştırma işi abartılmış olabilir. Dünyayı oyun olarak algılayacağız ama tabi çocukların bakış açısını bilmemiz, empati kurmamız gerekiyor. Her şey oyun ve eğlence değil.Hayatta ciddi şeyler olduğunun da farkında olmak gerek.

 

Biz etkinliklerimizde geleneksel oyunlarımızın bir kısmını oynatıp arada da modern drama oyunlarını kullanıyoruz. Müzikle oynadığımız harika oyunlar var. Şu sıcacık cıvıl cıvıl günlerde evde oturup telefonla oynayan çocuklara üzülüyorum.

 

6. Hocam üzüntünüze katılıyoruz. Çocuklar için geçtiğimiz yıllarda unutulan çocuk oyunlarıyla ilgili “Harmanbiş” adlı bir kitabınız yayımlandı. Üzüntünüzün nedeni böyle bir kitap yazmaya mı itti sizi?

Kesinlikle. Anneler-babalar da ne oynayacaklarıyla ilgili kafaları karışmış vaziyette. 2005 yılında küçük bir nüsha olarak yayınladığım çocuk oyunları kitapçığını genişletip daha külliyatlı bir eser haline getirdik. İçinde 99 adet oyun var. 246 sayfalık bir çalışma oldu. Yapımcımız “kitap yetmez, bu çocuklar için video yapalım, etkinlik düzenleyelim, annelere-babalara eğitim verelim” dedi yaptık. 3.baskısını kurumum Necmettin Erbakan Üniversitesi bastı. Rektörümüz Prof. Dr. Cem Zorlu’ya teşekkür ediyorum. @meddahosmanaga kanalımıza tüm sosyal medya mecralarından ulaşabilirsiniz. www.osmanbozdemir.com.tr adresinden bizimle iletişim kurabilir okuyucularımız.

 

7. Bize kitabınızda bulunan oyunlardan biraz bahseder misiniz ?

İç anadolu yöresinde oynanan oyunlar çoğunlukla. 9 kategori var. En fazla yer tutan tabiki sokak oyunları. 38 sokak oyunu derledik. Bunlardan bazılarını etkinliklerde oynatıyoruz. İp oyunları, taş oyunları, ev ve sınıf oyunları, top oyunları, kağıt-kalem oyunları, hafıza oyunları, bilye oyunları ve müzikli oyunlar var. Bazı oyunları kaynaklarıyla yüzyüze görüşerek onları dinleyerek onlarla oynayarak öğrendim. Editörüm Fatih Cihat Büyükmatur, Pedagoğum Şerife Ayşe Özdemir ve Musahhihimiz İbrahim Demirci hocama, illustrasyonlarımı hazırlayan Ahmet Demir’e katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. Ayşe Hanımın emeği büyük. Oyunları okuyup çocuklara ne tür kazanımlar sağladığını oyunların başına eklememize yardımcı oldu. Bu sayede anne-baba ve öğretmenin çocuğun zihinsel gelişimine katkı sağlayacak oyunu seçmesine yardımcı olduk.

 

Dünya varoldukça oyunlar olacak. Dijital oyunlarda bunun parçası ama tümüyle kendimizi oraya kaptırmamamız lazım. Elektrikler kesildiğinde, şarjımız bittiğinde, tabletsiz-telefonsuz kaldığımızda ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Çocuklar çıldırıyor. Çocukların eline telefon tablet vermek yerine onlarla oyun oynayalım. Küçüklüğünde onları telefona alıştırdığımız için o yüzden ergenlik döneminde ellerinden telefonları tabletleri alamıyoruz. Denge kurmamız gerekiyor. 1 saat sokakta oynayan çocuğa 1 saat telefon vermek gerek.

 

Dünya varoldukça oyunlar olacak. Dijital oyunlarda bunun parçası ama tümüyle kendimizi oraya kaptırmamamız lazım. Elektrikler kesildiğinde, şarjımız bittiğinde, tabletsiz-telefonsuz kaldığımızda ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Çocuklar çıldırıyor...1 saat sokakta oynayan çocuğa 1 saat telefon vermek gerek.

 

 

8. Kitabınızda yer alan oyunlar Konya bölgesine ait oyunlar mı?

Sadece Konya yöresi değil. Aynı oyun farklı bölgelerde değişik isimlerle anılıyor. Biz kitapta Konya yöresinde geçen isimleriyle oyunları yazdık. Nesil değiştikçe bile oyun adı hatta malzemesinin adı bile değişiyor. Babalarımız topaça fırça diyor mesela. Kitabımızda oyunların yöreseli de var, ulusalı da hatta şöhreti çağlar öncesinden gelen köklerimize bağlı olan uluslarası olanı da. Çin’de körebe oynanıyormuş. Hakeza seksek, ip çekme oyunları Roma dönemininmiş. Çelik-çomak 1074 yılında Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divanü Lügati’t Türk’te yer alıyor.Orta Asya’da oynan aşık oyunu bugün hala bazı bölgelerimizde oynanıyor. Aşık atma deyimi buradan geliyor. Hayvanların oynar eklem yerlerindeki kemiklerden alınıyor. Hatta 2015 yılında Çanakkale'nin Ayvacık ilçesindeki Assos Antik Kenti'nde yapılan kazılarda, 2 bin 300 yıl önce şehre girmek için bekleyen kişilerin zamanlarını değerlendirmek amacıyla "üçtaş" oyunu oynadığı belirlenmiş. Sosyal yaşamın oldukça hareketli olduğu bölgeye, ziyaret ve ticaret yapmak amacıyla gelerek şehre girmek için bekleyenlerin zamanlarını değerlendirmede oyunlara ihtiyaç duyduğu, yürüyüş yolundaki taşlara yel değirmeni şeklinde üçtaş oyunu oynanması için şekiller kazınmış olduğu belirlenmiştir. Yani oyun her dönem ciddiye alınması gereken bir iş. Bunu buradan anlıyoruz.

 

9. Günümüzde çocuk oyunlarının unutulmasının ve çocuklar tarafından oynanmamasının nedenleri nelerdir?

Medyayı, dış güçleri, iç güçleri, sağı-solu herkesi suçlayabiliriz. Haklıyız da bu mecraları suçlamakta ama biz de suçluyuz. Çocuklarla oyun oynadığımızda onların enerjilerini alıyoruz, sakinleşmelerini sağlıyoruz. Oyun çocuklarla iletişimimizi kolaylaştırıyor. Bizim için de terapi aslında. Etkinliklerde bazen öğretmenler, anneler, babalar oynamak istemiyor. Çocukça şey diye düşünüyorlar. Kendilerini hafif göstereceğini düşünüyorlar. Çocuk ruhlu katılımcılar veya ikna ettiklerim kendilerini durduramıyor. Nasıl mutlular bir bilseniz oynadıktan sonra.

Toplumu kurtarmak ya da bozmak için, çocuğa ve kadına dokunmanız yeterli. Türk toplumu dünya çapında bakacak olursak hıristiyan müslüman farketmeden tüm kadınlar ve çocuklar kültürel bir borbardıman altında. Ahlakı yok etmek, fıtratı bozmak için bir çabanın olduğunu görmemek ahmaklık olur. Bu saldırıları birey olarak tek tek göğüslememiz mümkün değil. Toplum olarak birbirimize sahip çıkmamız yardımcı olmamız gerekiyor. Ben değil, biz dönemindeyiz. Bireysel çıkarlarımız, zevklerimiz, eğlencelerimiz olsun ama topluluk kültürünü korumamız gerekiyor. Elin çocuğu dediğimiz sürece bozulmaya devam ederiz. Biz batı toplumları gibi olamayız. Böyle olmak isteyen olsun demekte çözüm değil. Bu kokuşmuşluk hepimize zarar verir. Yurt dışındaki yangınlardan bize ne diyor muyuz? Hayır. O zaman mahallemizdeki, apartmanımızdaki herkese sahip çıkmalıyız. Kitabımızda da topluluk oyunlarına önem verdik.

 

Oyun çocuklarla iletişimimizi kolaylaştırıyor. Bizim için de terapi aslında. Etkinliklerde bazen öğretmenler, anneler, babalar oynamak istemiyor. Çocukça şey diye düşünüyorlar. Kendilerini hafif göstereceğini düşünüyorlar. Çocuk ruhlu katılımcılar veya ikna ettiklerim kendilerini durduramıyor. Nasıl mutlular bir bilseniz oynadıktan sonra.

 

10. Unutulan çocuk oyunlarının yeniden canlandırılması için neler yapılabilir ?

Belediyelerimize devlet kurumlarına yeri geldiğinde proje veriyoruz ama takip etmekte gerekiyor arkasını. Biz ekonomik kaygı gütmeden fikirlerimizi paylaşıyoruz yeri geldiğinde. Topluma hizmet olarak döneceğini düşünüyoruz ama istediğimiz sonucu alamadığımızı görüyorum. Parklar yapılıyor 6 ay geçmeden param parça. Bazı oyuncaklarla çocuklar hiç ilgili değil. Oyun parkurlarının amacı yok. Parkta görevli kişi yok varsa bile bu konularla hiç ilgili değil. Kütüphaneye kitap okumayan kitap sevgisi olmayan birisini koyarsanız ne olur? Çocuklar o kütüphaneye gelmez. Yayınlarla, filmlerle, oyun alanlarıyla bütünleşik bir yapı kurgulanmalı. Şimdiye kadar yapılan rutin hizmetler bu yeni nesil için yeterli değil. Daha harikulade şeyler üretilmeli yeni nesil için. Geleneksel oyunlarımız için bile biz bazen yeterli olamıyoruz yenilik katıyoruz oynatabilmek için. Belediyelerde, valiliklerde çocuk oyun alanları için özel bir komisyon kurulmalı ama bu komisyon öyle kapalı kapılar ardında değil, sokakta çalışmalı.

 

11. Bize değerli vakitlerinizi ayırdınız için çok teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ediyorum. Bizim mottomuz “Önce Oyun”. Ailelerin ve öğretmenlerin bu kuralı dikkate almasını istiyorum. Çocukların çocukluğunu mutlu bir şekilde geçirmesine yardımcı olalım. Lütfen. Ayrıca tüm okuyucularıma, etkinliklerimize katılan tüm genç kardeşlerime, annelere, babalara, öğretmenlere ve yetkililere şükranlarımı sunuyorum. İlgilerine minnettarım.